Burnunu güzelce temizle ve yüzünü havaya kaldır. Sen de devlet kokusunu alıyor musun? Kurtarılmış olduğunu düşündüğün alanlarda hem de? Bu çok garip değil mi? Nereden geliyor bu koku?
Net cevaplara sahip olduğumu iddia etmeyeceğim ama bazı önerilerim var, şayet sen de bu kokudan rahatsızsan.
Açık açık söylemek gerekirse devletin bir kokusu vardır. Parfümler ya da ishaller olsun, burun odaklı her kompozisyonda olduğu gibi devletin kokusunun onu kuran alt notalarından oluştuğunu rahatça iddia edebiliriz. Devlet gibi kokan o şeyin, devleti organize eden bileşenlerin ya da prensiplerin kopup kırpık bir şekilde sağda solda ve aramızda bulunması olduğunu söyleyeceğim.
(Ben bir metafordan bahsetmiyorum. Kimyasal kompozisyonların zoraki olarak yaydığı bir koku varsa toplumsal organizasyonların da bir kokusu vardır.)
Eğer devlet kokusu sevilmeyen bir şeyse, ki saygıdeğer birçoklarımız için durum tam olarak budur, devlet gibi kokan şeyler de tam olarak aynı kompozisyonel çürüklükten dolayı sevilmeyecektir. Burada keskin burunlarımızla en baskın alt notayı takip ettiğimizde karşılaştığımız şey gücün katılaşması olacaktır. Katılaşmış, kamudan uzaklaşmış, içini dışını tayin etmiş ve bir alan üzerine uzun bir zaman skalasında kurulmuş kristal güç olmadan devletten ve devlet kokusundan bahsetmek mümkün olmayacaktır. Dolayısıyla katılaşmış kabız gücün kokusunu aldığımızda devlet kokusu alırız.
Eğer bu allahınbelası koku için bir şeyler yapmak istiyorsak aktif olarak devletin formasyonunu engelleyen mekanizmalara sahip olmamız gerekir. Kristal güce vurgu yapan iki şeyi ele alalım: roller ve kurumsallaşmak. Eğer siz hiyerarşi ifade eden bir toplumsal role sahipseniz size kötü bir haberim var, kokuyorsunuz. Ve her kokan birinin yaptığı gibi büyük ihtimalle de suçu başkasına atıyorsunuz: “Valla ben değilim, yanımdan polis geçti de bugün.” Eğer koktuğunuzu kabul ediyorsanız ama açık açık bir hiyerarşinin içinde bulunmadığınızı düşünüyorsanız o zaman kendinize şu soruyu sormanızda fayda var: Ben birine bir şey yaptırırken, emir verirken ya da rica ederken, bir toplumsal organizasyonun içinde kapladığım konumdaki katılaşmış güçten dolayı mı bunu yapabiliyorum? Benim yerime başkası da tam olarak durduğum yerde durduğum şekilde duruyor olsaydı o da bunları yapabilir miydi, o da böyle kokar mıydı?
Cevap evetse siz bir kurumun içinde belli bir role sahip birisiniz. Büyük ihtimalle ya büyücü bir kralsınız ya da yargıç bir rahip, ya da üstünüzde böyle biri bulunmakta.
Ben tabii burada farazi olarak konuşmaktayım ve parmağımı kağıdın/ekranın diğer tarafındaki birine uzatmıyorum. Ama şüpheleriniz yukarıda belirttiğim yöndeyse yine yukarıda belirttiğim yolları takip etmekte bir fayda görüyorum.
Daha güzel kokmak ve daha güzel şeyler koklamak istiyoruz. O zaman gücün katılaşmasını engelleyecek bazı öneriler sunmamız gerekir. Devlet formasyonlarını engelleyecek bazı mekanizmaların kabataslak tasviri söz konusu yani.
Esas önerim grup tanımlamalarını bırakmak olacak. Daha doğrusu kastettiğim şey, sosyalliğimizi hiyerarşilere yol açabilecek katı bir organizasyon yerine zamana dağılmış bir olay olarak görmektir. Başı ve sonu olan, kimi zaman ortaya çıkan, kimi zaman da hiç olmayan, tekrar edilebilir ama her “tekrarında” farklı olan bir olay ya da kopuk olaylar dizgisi. Bir organizasyon ya da topluluktan bahsettiğimiz vakit, insanların soyut bir yapıya, bu yapıyla beraber gelen açık ya da gizli kurallara ve yetkilere dağıtılmasından bahsediyoruz. Bu doğal olarak gücün katılaşmasını beraberinde getirecektir. Dolayısıyla gücün katılaşmasına bir örnek olarak ORK!tan bahsettiğimiz her anda da ORK!un var olduğu anların kendisinden fazlasını kastetmiyoruz. ORK! ve horda, içinde bulunulan değil yapılan bir şeydir.
Politik bir sosyalleşme çabasının bu türden bir tahayyülünde liderlik de korunan ve aktarılan bir şeye benzemez. Durumu bir olay gibi ele aldığımızda olayın başını çeken ve sorumluluğunu üstlenen biri olabilir. Ama bu kişinin gücü ilk veya karizmatik olmasından değil olayın zaruriyetinden doğar. Bu kişinin gücü de her şartta bu zaruriyeti paylaşan diğerleri tarafından sınanmaya açıktır. Hiçbir noktada önce iş bölümü planlanıp buna göre roller ve yetkiler dağıtılmaz. Eylemi ve olayı doğuran eldeki zaruriyetin kendisi olduğu için zaruriyete cevap verecek şeyler üretilir ve paylaşılır. Böyle bir durumda geriye bakıp da buradan bir kurum ya da organizasyon tasviri çıkarmak ve buna bir lider veya liderler atfetmek büyük bir hata olacaktır.
Böyle bir yaklaşımın ikinci bir iyiliği ise bizi yanlış aktörlerden koruyacak olmasıdır. Yakın çevremizde devlet kokusu aldıklarımızın kendilerini tanımlama biçimlerine baktığımız zaman bürünmeyi hedefledikleri biçimlerin kontrol ve yargının envai suretlerinden ilham aldığını görürüz. Buradaki en büyük yanlış anlaşılma, çevremizdeki mikropolitik zaruriyetler etrafında bir kurallar ve mahkemeler kompleksi inşa etmek gerektiği yönündeki o mistik kanıdır. Eğer bağlamda bir mikropolitik zaruriyet varsa bununla uğraşmak için yüzsüz ve mistik makinelere başvurmaya hiç gerek yoktur. Zaruriyet bize bir güç gösterilmesi gerektiğini söylüyorsa bu güç doğrudan ve dolaysız gösterilebilir.
Yanlış anlaşılma olmasın, gücün kokusuyla ilgili bir sorun yaşamıyoruz; en doğal ve içten ilişkilerimizde bile her zaman güç uyguluyoruz ve güce tabi oluyoruz. Çoğu zaman da böyle ilişkilerde bunları yine samimi bir keyifle yapıyor ve karşılıyoruz. Esas tehlike, gücün bireysel ilişkilerden kaçıp bir anda bir toplumsal organizasyonda kendini göstermesi. Böyle bir güçten doğacak vahşetin yüzü olmadığı gibi hesabı da ancak soyut hayaletlerden sorulabilir. Bunun istenilen bir sonuç olmadığını düşünüyorum.