Sex and the City, birçok insanın ve özellikle de diziyi gençken izleyen kadınların üzerinde neredeyse kişilik şekillendirici derecede etkili olmuş bir dizi. Sadece kendi adıma değil, bir sürü arkadaşım ve internette yazdıklarını okuduğum, çektiklerini gördüğüm sonsuz insan adına söylüyorum bunu. Bitmesinin üzerinden 20 yıl geçtiği halde halen güncel medya diskurunun bir parçası. O kadar ki, dizinin konusunu veya ana karakterleri anlatmayı gerekli görmüyorum.
Sex and the City, yayınlandığı yıllar için “radikal” bir yapım. Kadınları, hayatları ve vücutları hakkında verdikleri kararlar için cezalandırmayan; pornografik seks sahnelerinde bile kadınların deneyimlerini önceleyen ve bir de üzerine tüm bu olayları marjinal ve karanlık değil, olağan ve neşeli bir şekilde paketleyen bu dizinin anaakım bir televizyon kanalında yayınlanması o yıllar için çığır açıcı.
2026’dan baktığımızda Sex and the City’yi cinsiyetçi, homofobik, ırkçı ve neredeyse her açıdan gerçekdışı olarak değerlendirmemek neredeyse imkânsız (20 yıl önce çekilmiş dizi ve filmlerin çok çok büyük bir kısmı için bu değerlendirmenin geçerli olacağını eklemeden geçemeyeceğim ama). Ve Sex and the City’nin “aslında” nasıl bir dizi olduğu ve karakterlerinin “aslında” nasıl kişiler olduğuna dair sonsuz sayıda video ve makale tabii ki bu konulara da değiniyor. Ama çoğunlukla asıl konu, Carrie Bradshaw’un tahammül edilemez biri olması.
Carrie’nin çok kötü bir arkadaş, sevgili, insan, ana karakter ve potansiyel diğer tüm kötü şeyler olduğuna dair yüzlerce içeriği tek bir aramayla bulabilirsiniz. Hatta aslına bakarsınız Ted Mosby’nin romantik bir terörist olduğuna, Pam’in Jim’i hak etmeyen bencil bir göt olduğuna ve Lorelai Gilmore’un çok kötü bir anne olduğuna dair yorumları da her yerde görebilirsiniz. Bu yorumlara katılabilirsiniz de. Bugün olduğumuz yerden durup baktığımızda bu yorumlar “doğru” da olabilir. Ama konu insanlar, kişilikler ve ilişkiler olduğunda gerçekten “doğru” bir şey söylemek ne kadar mümkün?
Hayali karakterlerden bahsederken bu kadar kesin yargılarla konuşmak zalimce gelmiyor olabilir hiçbirimize. Sonuçta hisleri olan kişiler değiller. Ama artık gerçek insanlardan ve davranışlarından bahsederken de kolayca “sağlıksız”, “toksik” veya “patolojik” diyebiliyoruz mesela. Ben de yapıştırıveriyorum bu etiketleri onaylamadığım hareketlere. Peki bu durum akıl sağlığı hakkında hepimizde artan farkındalığın doğal ve olumlu bir sonucu mu, yoksa bir yan etkisi mi? Hepimizin gerçekten her an “sağlıklı” kararlar vermesini beklemek gerçekçi mi? Ve daha da önemlisi, bu beklenti bize iyi geliyor mu?
Psikoloji bilimine, terapiye falan değil itirazım. Yıllarca aldığı terapinin faydasını çok görmüş biri olarak konuşuyorum. Duygu ve düşüncelerimizin daha çok farkında olmak, mümkün mertebe bunları regüle edebilmek, bize uzun vadede iyi gelecek seçimleri yapabilmek bariz bir şekilde olumlu şeyler, bunun farkındayım. Sadece tüm bunlara bakış açımızın fazla wellnessmaxxing olmaya başladığını, biraz zalimleştiğimizi ve insan olmanın ne olduğuna dair fikrimizin fazla mekanikleştiğini düşünüyorum. Ve aksi gibi, ben bunları söylerken bile kendimi mümkün olduğunca eminlikten uzaklaşacak şekilde filtrelemeye çalışırken; bu konu hakkında maruz kaldığımız bütün içerikler “sağlıklı” olmak ve “sağlıklı” davranmaya dair öznel fikirleri tamamen gerçeklermiş gibi rahat rahat ele alabiliyor.
Buna bizi iten bir karşı taraf da var tabii. Terapinin dolandırıcılık, depresyonun şımarıklık, geleneksel cinsiyet rollerinden uzaklaşmanın sapıklık, şiddete karşı gelmenin saygısızlık olduğunu bas bas bağıran bu kadar insan varken bunların tam aksine sıkı sıkı tutunuyor olmamız da gayet anlaşılır. Sadece diyorum ki, biraz daha merhametli olmak iyi fikir. Hem kendimize, hem diğer insanlara, hem de belki hayali karakterlere karşı. Varsayılan ayarımız yargılama değil anlayış olduğunda belki de daha “sağlıklı” bile olabiliriz.
Sex and the City izlerken genelde kendimi Carrie Bradshaw’a yaptığı seçimlerden dolayı saydırırken buluyorum. Ama son izleyişimde bunu bir kenara bırakmaya çalıştım ve bir komedi dizisi kahramanının eğlenmemiz için abartılmış hareketlerine bile bu kadar sinirleniyor olmamı düşündüm. Mesajlarına doğru düzgün cevap vermeyen bir adamla ısrarla sevgili olmaya çalışan arkadaşımın “sağlıksız” bağlanma şekline olan tavrım ne kadar farklı? Ne kadar şefkatli?
Analiz ve yargılarımız hep birilerinin “iyiliği” için. Müstehzi bir şekilde söylemiyorum, çünkü ben de endişeleniyorum. Ufak salaklıkların bile birilerine kötü geleceğine eminim. Ama bazen “o da öyle biri”, ve hatta “ben de böyle biriyim” diyebilmenin ne kadar sakinleştirici olduğunu tekrar hatırlıyorum. And I couldn’t help but wonder; kötü kararlar alan biri yine de “sağlıklı” olabilir mi?
Carrie Bradshaw bir kadın. Sık sık kötü kararlar alan bir kadın. Belki birçoğumuzdan daha bencil bir kadın. Çok fazla pahalı kıyafet ve ayakkabı aldığı için neredeyse evsiz kalan bir kadın. Sevgilisini (ve hatta aldatma tanımımıza göre birçok sevgilisini) aldatan bir kadın. Sürekli ve her yerde sigara içen bir kadın. Seks hakkında köşe yazıları yazarak geçinmesine rağmen insanları devamlı kink shame’leyen bir kadın. Arkadaşlarının kendisine gösterdiği özenin karşılığını vermeyen bir kadın. Carrie Bradshaw, belki de sahiden nefret edilesi bir kadın.
Carrie Bradshaw bir kadın. Sık sık kötü kararlar alan bir kadın. Kendisine bağlanmak istemediği açık olan bir adamdan yıllarca kopamayan, takıntılı bir kadın. Duygusal dayanıklılığı çok düşük ve idealize ettiği erkeklerin onayı olmadan yaşayamayan bir kadın. Ekonomiye dair hiçbir şey bilmeyen, 40 bin dolar harcadığı ayakkabılarına 4 bin dolar harcadığını sanan bir kadın. En ufak sorununu dahi arkadaşlarına defalarca ve bıktırana kadar anlatmadan duramayan bir kadın. Sürekli kendisinden şüphe duyan bir kadın.
Carrie Bradshaw bir kadın. Sık sık kötü kararlar alan bir kadın. Bütün duygularını büyük bir şiddetle yaşayan bir kadın. Kapkaça uğradığında cüzdanına değil, çok sevdiği Manolo Blahnik ayakkabılarına üzülen bir kadın. Gerçekdışı hayallere sahip ve salaklık olsa da onları kovalamaktan kendini alamayan bir kadın. Arkadaşlarını sıkı sıkı sahiplenen ve onları hayatının her anına dahil etmek isteyen bir kadın.
Carrie Bradshaw’la arkadaş olmak istemeyebilirim. Ama Carrie Bradshaw’u affetmek bana iyi geliyor. İnsanın iniş çıkışlarının olduğunu, neye ihtiyacımız olduğunun sürekli değiştiğini, salakça şeyler yapsak da toparlamanın mümkün olduğunu, iyi ve sağlıklı olmanın sonsuz farklı şekilde görünebileceğini biliyorum. Ve şuna çok derinden inanıyorum, sağlıksız ilişkilerin ortak özelliklerini veya hayatımızdan hangi arkadaşları çıkarmamız gerektiğini anlatan yedi madde ve iki dakikalık bir reel bizi daha “sağlıklı” değil, ancak daha az “insan” yapabilir. Kendimize de sevdiklerimize de daha fazla şefkat ve anlayış gösterelim, sonuçta eminim çoğumuz Carrie Bradshaw kadar kötü seçimler yapmıyoruzdur.