Hızlı, viral, ve mutasyonlara açık olmak bir zaruriyettir. Prensiplere sığınmak büyük bir güvenlik açığı olduğu için. Düşmanın senin sahip olabileceğin herhangi bir operasyonel prensibi kendi içinde öğütebiliyorsa, onu yozlaştırabiliyorsa, senden çalıp kendi yarattığı pazarlarda tüketime açık hale getirebiliyorsa, “ML”, dogmanın ve yersiz bir inatçılığın gölgesinde duran sadece iki büyük harften ibaret kalma riskini taşımaktadır.
Bütün bu talihsizliğin içinde sormamız gereken soru şu: balon bir kampüste bir balon içinde yürütülen, taşamayan ve sürekli ayrışan, akışı durdurulan bir direniş esasında neye hizmet etmektedir?
Gerçek kaygıları olan bir sürü genci bir araya getirin, elinize bir megafon alın, onları okulun kapısına doğru yönlendirin, yürütün ve koşturun, polisin de orada olmasını umun. (Çünkü polis yoksa yürümezsiniz.) Bu insanları kimyasal acılara itin, gözaltındaki karanlık dakikalarda içlerini haşlayın. Sonraki gün bir daha ve bir daha ve bir kez daha tekrar edin. Ta ki polisi orada bulamadığınız güne kadar. O zaman yürümeyi bırakın. (Çünkü polis yoksa bir keyfi olmadığını biliyorsunuz.)
Ha, şans eseri bir şeyler oldu, organizasyonel prensipleriniz çok güzel tuttu ve polis barikatını aşmayı başardınız mı? O zaman da yürümeyi bırakın, çünkü buluştuğunuz güruhta balonun içindeki tahakkümünüzü ve mikro-iktidarınızı tehlikeye atacak ötekiler barınmakta. Yürümeyi kesin ve bu ötekilere asla ulaşmayın; ve asla da bu ulaşmamazlığın hesabını vermeyin. Balonun dışındaki ötekiler de hiç keyifli değildir çünkü.
Akşam eve döndüğünüzde ayağınızda günlerce birikmiş olan nasırları yeyiverin.
Sabahlara kadar özeleştiri verilebilir. Bu vicdanların sabun kokmasını sağlayabilir belki. Fakat balon kampüsün direnişini tepeden üstlenenlerin kırılgan arzularının ve fantezilerinin hesabını vermediği sürece hiçbir şey değişmeyecektir. Dolayısıyla ele aldığımız bu yanlış yapılandırılmış direniş arzusunu sorgulamak ve esasında anlamlı bir değişime dair gerçek bir istek veya itki barındırmadığını görmek zorundayız.
Bahsettiğim bu yanlış arzu yapılanmasına tabi olanların bir eylemi: rektörlüğün önünde kendi duvarlarını kendileri ördüler ve büyük bir marifetmiş gibi kendileri yıktılar. Bizleri A1’e yürütüp de bütün o acılara maruz bıraktıklarında ise rektörlük binası bomboştu.
Biraz hızlı, biraz viral ve biraz da değişime açık olsaydık o bina dakikalar içinde işgal edilirdi, taleplerimiz belki de aktarılmış olurdu. Ve belki de bir şeyler değişirdi…
Ama bizler yüz birinci defa yürümeyi seçtik. Çünkü polis olmadan eğlenceli olmuyor, çünkü öteki de burada olduğunda eğlenceli olmuyor: çünkü her şey gücümüz ve güzel şiddetimiz performatif bir fantezi aracı olarak kullanıldığında eğlenceli oluyor.
Bence ne istediğinizi iyice gözden geçirin ve insanların, kitlenin dertlerini bir keyif aracı olarak görmeyi bırakın.
Biz hiç eğlenmiyoruz çünkü.